O hâlde daha yüksek perdeden konuşalım.
Madem iyi değiliz, madem sıkıntılarla uğraşıyor ve ne yapacağımızı bilmiyoruz; demek ki bizim dışımızda yaşanan problemleri çözmeye gücümüz yetmiyor. Gücü yetenleri de harekete geçiremiyorsak, o vakit ne yapacağız?
Asayiş konusunda sıkıntılar yaşanıyor ve bizler bundan dolayı huzursuz oluyorsak; ancak tedbir almaya yetkimiz ve gücümüz yoksa… Yetkisi olan susmuş, çözmesi gerekenler yeterince uğraşmıyorsa biz kime gideceğiz?
Ekonomik sıkıntılarla boğuşuyor, işletmeler batma noktasına geliyor; alınan kararları uygulamak zorunda kalıyor, açıklanan ekonomik programa göre planlama yaparak yaşamaya çalışıyorsak… İşler iyi gitmediğinde tedbir alamıyor, alması gerekenlerle de irtibat kuramıyorsak biz ne yapacağız?
Suriyeliler meselesinde, “Terörsüz Türkiye” sürecinde, teşvik ve destek politikalarında alınan kararları uygulamak durumunda kalıyoruz. Ankara’nın “yapacaksınız” dediği meseleleri yaparken her şey yolunda… Peki işler bozulduğunda, piyasalar sıkıntıya girdiğinde, ahlak, edep, ilke ve prensipler terk edildiğinde; “Bunlar olmadı” denildiğinde bizi dinlemeyenlerle nasıl aynı dili konuşacağız?
Hadi diyelim ki Ankara’daki karar verici makam bizi yeterince bilmiyor, görmüyor…
Peki bizi anlatması gereken siyasetçiler, sivil toplum örgütleri, kanaat önderleri, şehrin ileri gelenleri ve kendisini bu şehrin emanetçisi olarak görenler ne yapıyor?
Biz derdimizi kime ve nasıl anlatacağız?
Gaziantep, ekonomik anlamda Türkiye’nin en dinamik ve efsane şehirlerinden biri değil mi?
Binlerce sanayi tesisi, yüz binlerce çalışanı ve 10 milyar doları aşan ihracatıyla örnek, model ve referans bir şehir değil mi?
Evet, öyle…
Hep üzerine koymuş; devletten destek alsa bile devlete yük olmamış, tam tersine devletin yükünü alan bir şehir olmuş.
Peki bu şehrin sanayicisi, müteşebbisi ve girişimcisi neden mutlu değil?
Neden yarınlardan umutlu değil?
Neden tesislerini başka ülkelere taşıma planları yapıyor?
Neden batmamak için sürekli yeni kaynak arayarak, daha büyük rakamlarla borçlanarak ayakta kalmaya çalışıyor?
Gaziantep sanayicisi aptal mı?
İş bilmez mi?
Boş gezenlerden mi?
Devletten para bekleyenlerden mi?
Parasını faize yatırmayıp üretmeye devam ettiği, ihracat yaptığı, işçi çalıştırdığı ve vergi verdiği için hata mı yaptı?
Sanayicilerin sesini yeterince duymadığınız için onların kendilerini hata yapmış gibi hissetmelerine sebep olduğunuzun farkında mısınız?
Kâğıt üzerinde Türkiye’nin mali tablosunu yönetmek kolaydır.
Bir önerim var:
Ekonomi kurmaylarına, karar verici bütün yetkililere sesleniyorum: Gaziantep, sizin staj yaptığınız şehir olsun.
Gelin, masa başında değil; fabrikalarda, üretim bantlarının yanında şirket yönetin. Türkiye’nin mali yapısına reçeteyi sahada hazırlayın.
Zor değil.
Adil Sani Konukoğlu, Cengiz Şimşek, Mustafa Topçuoğlu, Asım ve Murat Kökoğlu, Mahsun Altunkaya, Selim Acar, Ahmet Tiryakioğlu, Mesut Çakmak, Selahattin Kaplan, Vedat Baykal, Musa ve Alparslan Özgüçlü, İsmail Çoban, Aykut Göymen, Kemal Kılıç, Ömer Şahan, Celal Kadooğlu, Latif Hazır, Mehmet Okan, Erhan Özmen, Surur Aydın, İlhami Memiş, Bülent ve Ünal Ercan ve daha niceleri…
Bu koca yürekli Gaziantep sanayicisi ne yapıyorsa onu yapın.
Gerekirse yer değişin.
Onlar ekonomiyi yönetsin, siz de onların fabrikalarını yönetin.
Gaziantep sanayisi ve sanayicisi çok dertli.
Hal ve ahvalimiz iyi değil.
Başta Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere, ülkeyi yönetenlere; durumumuzu arz edenlere ve söylemesi gerekenlere duyurulur.
Gaziantep, ekonomi kurmaylarının özel olarak ilgilendiği, gözden geçirdiği ve pozitif ayrımcılık yaptığı bir şehir olmalıdır.