Evet, uzun süredir devam eden seçim barajı tartışmalarıyla ilgili yeni bir gelişme hayatımıza girdi. Açıkçası ben barajın yükseltilmesini beklerken, bir anda düşürülmesinin gündeme gelmesi beni de şaşırttı. "Hayda!" dedim kendi kendime. Bir tarafta "istikrar" diyerek uzun ömürlü hükümetleri mümkün kılacak bir Meclis aritmetiğinin ancak daha yüksek seçim barajı ve daha az sayıda partinin temsil edileceği bir yapı ile oluşabileceğini savunanlar ortalıkta dolaşırken, bir anda "Barajı düşürelim" fikri nereden çıktı diye sordum sağa sola.Öğrendiğim kadarıyla ortaya atılan fikir şuymuş: "İttifakı mümkün kılacak bir yasa çıkarmayalım, onun yerine seçim barajını düşürelim." Mantık da şu; özellikle Demokrat Parti ile Yeniden Doğuş Partisi'nin, olası bir siyasi rüzgâr değişiminde baraj altında kalma riskini ortadan kaldırmak ve iki partiyi de ittifak kurma ihtiyacı hissetmeden Meclis'te tutabilmek.Ancak tam bu noktada beklenmedik bir gelişme yaşanmış.Demokrat Parti, "Gerek yok. Barajı düşürmeyin. Bizim baraj diye bir meselemiz yok. Sakın ha..." demiş.Bunu bana bir Demokrat Partili anlatsa, doğal olarak "Partisinin propagandasını yapıyor" der geçerim. Ama bunu anlatan Demokrat Partili değil, bir UBP'liydi.Anlayacağınız, Demokrat Parti'nin özgüveni yerinde.Ankara ve İstanbul'daki 15 Temmuz programlarını takip etmek üzere adadan ayrılmadan hemen önce, bir grup gazeteciyle birlikte Demokrat Parti'nin bir etkinliğine davet edildim. Orada da aynı özgüveni hissettim. Kalabalık bir salon vardı, moraller yüksekti, insanlar gülümsüyordu ve parti teşkilatında seçim öncesine girildiğinin farkında olan bir hareketlilik hissediliyordu.Yarın da bir basın toplantısına davet edildim. Demokrat Partili bakanların hükümet dönemindeki icraatlarını anlatacaklarını söylediler. Sloganları da hazır: "5 yılda 100 proje."Göreceğiz...Demokrat Parti Genel Başkanı Fikri Ataoğlu'nun hükümetin en krizli anlarında mümkün olduğunca az konuşmayı, ortalıkta fazla görünmemeyi, işler iyice kızıştığında ise kendisini bir fuara atıp ortalığın biraz sakinleşmesini beklemeyi tercih ettiğini defalarca yazdım, söyledim. Kimileri bunu eleştirdi, kimileri ise bunun bilinçli bir siyaset tarzı olduğunu savundu.Ama şaka maka, elindeki tek bakanlıkla da yıllardır yapılamayan bazı işleri yaptığı inkâr edilemez.Liman restorasyonu ortada...Yeni tiyatro binası ortada...Bunları seçim meydanlarında anlatması bile başlı başına önemli bir avantajdır.Peki seçmen bunu görür mü?İcraat sandığa ne kadar yansır?Demokrat Parti'yi yeniden yukarı taşır mı?İşte bunların cevabını zaman verecek.Çünkü Demokrat Parti'nin sadece icraatlarını anlatması, seçim barajını rahat geçmesi ve olası bir koalisyonda yine kilit parti olabilecek milletvekili sayısına ulaşması için tek başına yeterli olmayacaktır. İcraat önemlidir ama siyasette tek başına hiçbir zaman yeterli değildir.Bir dönem Serdar Denktaş'ın kurduğu TAM Parti'nin Demokrat Parti'ye ciddi zarar vereceğini düşünüyorduk. Görünen o ki o hesap pek tutmadı. Fikri Ataoğlu ise hemen her sohbetimizde aynı cümleyi kuruyor:"Benim adaylarım hazır. İnanamayacaksınız." İsim vermiyor. Sır gibi saklıyor.Kendince flaş isimleri seçim döneminde kamuoyunun karşısına çıkaracağını söylüyor.Doğru da söylüyor olabilir.Çünkü özellikle küçük partiler için iyi aday, parti programından bile daha önemlidir. Hele ki karma oyun kaldırılacağı yeni sistemde güçlü bir aday artık sadece "tik" toplamayacak, doğrudan partiye mühür getirecek. Bu da bugüne kadar alıştığımız seçim matematiğini önemli ölçüde değiştirebilir.Aslında ben bu yazıya Demokrat Parti'yi anlatmak için başlamamıştım.Maksadım, yüzde 4'lük seçim barajı tartışmasının, Demokrat Parti'nin "Bizim öyle bir ihtiyacımız yok" tavrı nedeniyle şimdilik rafa kaldırıldığını yazmaktı.Farkında olmadan yazı Demokrat Parti analizine dönüştü.Ama sonuç değişmiyor.Bugün için görünen tablo şu: Büyük ihtimalle hem yerel hem genel seçim 6 Aralık'ta yapılacak. Karma oy sistemi kaldırılacak. Seçim barajı aynı kalacak. İttifak modeli ise rafa kalkacak.Bütün bunların yakın zamanda açıklanması bekleniyor.Ancak Meclis'i toplama konusunda kimsenin çok da acele ettiği söylenemez.