Dün yeni başladğım The RR Report adlı programımda, İstanbul Teknik Üniversitesi'ne tahsis edilen arazinin aslında bir doğal gaz boru hattı için karaya çıkış veya bağlantı noktası olabileceğini ifade ettim.
Hatırlarsanız, söz konusu arazi kamuoyunda yoğun tartışmalara neden olmuştu. O dönemde ben de "Bir üniversite için bu kadar büyük bir arazi neden gerekli olsun?" sorusunu sormuştum. Muhalefet itiraz ederken, Başbakan Ünal Üstel ise detay vermekten kaçınmış ve sadece "Bu stratejik bir konudur, açıklayamam" demekle yetinmişti.
Şimdi geriye dönüp baktığımızda bu sözler farklı bir anlam kazanıyor.
Çünkü Rum basınında çıkan bazı haberler, parçaları yavaş yavaş bir araya getirmemize yardımcı oluyor. Özellikle Fileleftheros gazetesinde Kostas Venizelos'un kaleme aldığı analiz dikkat çekiciydi. Venizelos ciddi ve deneyimli bir gazetecidir. Haberde yer alan temsili harita ilk bakışta çok şey anlatmıyor gibi görünüyordu. Ancak biraz dikkatli bakınca bazı bağlantılar kurmak mümkün hale geliyor.
Venizelos belki İTÜ arazisi ile doğrudan ilişkiyi kurmadı ama biz o noktada eksik parçanın yerine oturduğunu görüyoruz.
Peki buna itirazım var mı?
Hayır.
Bugün Hasan Hastürer'in de yazdığı gibi, bölgede herkes kendi çıkarları doğrultusunda hamle yaparken Türk tarafının kenarda oturup olanları seyretmesi beklenemez.
Aslında yaşanmakta olan süreç büyük ölçüde budur.
Görünen o ki Türkiye, KKTC'den aldığı yetkilendirmeler çerçevesinde Afrodit sahasına oldukça yakın bölgelerde yeni enerji faaliyetlerine hazırlanıyor. Son günlerde yaşanan diplomatik ve siyasi hareketlilik de bunu düşündürüyor.
Ünal Üstel'in Ankara'ya yaptığı kısa süreli ziyaretin ve geçtiğimiz hafta Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz'ın çift yönlü doğal gaz boru hattı projesinden söz etmesinin tesadüf olduğunu düşünmüyorum.
Enerji projelerinde süreçler aşamalı ilerler. Önce gazın varlığı tespit edilir.
Sonra yatırımcı bulunur. Ardından çıkarma işlemi başlar. Daha sonra müşteri bulunur.
Ve son olarak gazın pazara ulaştırılacağı altyapı kurulur.
Rum tarafı bugün itibarıyla bu aşamaların büyük bölümünü tamamlamış durumda. Ancak hâlâ çözemedikleri kritik bir sorun var:
Gazı nereye ve nasıl taşıyacaklar? İşte bu müşteri kısmını da ilgilendiriyor.
İşte oyunun düğümlendiği yer tam da burası.
Türk tarafı ise sanki son aşamaya odaklanmış görünüyor. Yani gazın taşınacağı altyapıya...
Son günlerde gündeme gelen 55 santimetre çapında iki ayrı boru hattından söz edilmesi tesadüf olmayabilir. Antalya bölgesindeki mevcut enerji altyapısına bağlanabilecek yeni bir hattın hazırlandığı ve bugün için nereye uzanacağı açıklanmayan bağlantı noktalarının bulunduğu yönünde bilgiler dolaşıyor.
Eğer bu senaryo doğruysa ortaya son derece ilginç bir tablo çıkıyor.
Rumlar gazı buldu. Gazı çıkarmaya hazırlanıyor. Ancak taşıma altyapısına sahip değiller.
Türk tarafı ise aynı havzadaki kaynakların değerlendirilmesi için taşıma altyapısını kurmaya hazırlanıyor.
Üstelik bu altyapı yalnızca Türkiye ve KKTC'nin çıkaracağı gaz için değil, gelecekte Rum yönetiminin lisans verdiği diğer şirketlerin üreteceği gaz için de cazip bir seçenek haline gelebilir. Hatta Türk tarafının gaz çıkarmaya bile ihtiyacı kalmayabilir. Çıkan gaz kimin olursa olsun, çıktığı yerden müşterisine ulaşmadığı sürece, zerre kıymeti yok.
Böyle bir durumda enerji ekonomisinin mantığı siyasetin önüne geçmeye başlayacaktır.
Belki de yıllardır masalarda çözülemeyen bazı konular, sonunda boruların içinden akan gaz sayesinde yeniden şekillenecektir.
Kıbrıs sorununun geleceğinin doğal gaz etrafında şekilleneceğine dair kanaatim her geçen gün güçleniyor. Dün beni aryanlar arasında bir ifadeyi kullananalr çoğunluktaydı doğrusu.
Çünkü enerji, bazen diplomasinin başaramadığını başarır.
Ve belki de günün sonunda ortaya çıkacak çözüm, siyasi değil, gazlı bir çözüm olacaktır.
