Gaziantep’te son günlerin en çok konuşulan konularından biri, belediyelerin uygun fiyatlı et satış noktaları.
İki yıl önce Şahinbey Belediye Başkanı Mehmet Tahmazoğlu’nun başlattığı uygulamaya bugün Gaziantep Büyükşehir ve Şehitkamil belediyelerinin de katılması, vatandaş açısından sevindirici bir gelişme.
Çünkü mesele dönüp dolaşıp aynı yere geliyor: Vatandaşın sofrasına et girebiliyor mu?
Önceki gün Şahinbey Belediyesi Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Müdürü Mehmet Dinli, Mustafa Öztürk ve Zabıta Müdürü Aytaç Kurtsal’ın davetiyle Düztepe’deki et satış noktasını gezdik. Yapılan işi, tezgâhı ve vatandaşın ilgisini yerinde görme fırsatı bulduk.
Gördüğümüz manzara temizdi, düzenliydi. Etler taze, fiyatlar piyasanın altındaydı. Günlük yaklaşık 15–20 koyun gövdesinin satışa sunulduğu noktada içerisi doluyor, boşalıyor, yeniden doluyordu.
Yan taraftaki sebze ve meyve satış noktasında yaşanan yoğunluk da vatandaşın uygun fiyatlı ürüne ne kadar ihtiyaç duyduğunu gösteriyordu.
Bu ilgiye yalnızca “ucuzluk” deyip geçmeyelim. İnsanlar aldığı ürünün ne olduğunu bilmek, temizliğine güvenmek, ödediği paranın karşılığını almak istiyor. Koyun eti aldığını bilerek, aklında soru işareti taşımadan alışveriş yapabilmek de bu güvenin bir parçası.
Mehmet Tahmazoğlu, bu işte belediyenin adını ve kendi iradesini ortaya koymuş. İşletmeciliği ise belediyenin gözetiminde, hayvancılıkla uğraşan bir girişimci üstlenmiş.
Gördüğümüz kadarıyla başkan memnun, girişimci memnun, vatandaş memnun.
Peki, belediyeler bu işe girmeli mi?
Bence girmeli.
Vatandaşın temel gıdaya ulaşmakta zorlandığı yerde yerel yönetimlerin çözüm üretmesi gerekir. Piyasada fırsatçılık varsa, fiyatlar makul sınırların dışına çıkıyorsa belediye seyirci kalamaz. Denetlemeli, alternatif oluşturmalı, fiyatların dengelenmesine katkı sunmalı.
Fakat burada çok hassas bir çizgi var.
Belediyenin amacı kâr yarışı yapmak ya da piyasadaki bütün kasapların, tavukçuların müşterisini kendisine çekmek olamaz. Kamu gücüyle kurulan bir satış noktasının başarısı, çevresindeki küçük esnafın kepenk kapatmasıyla ölçülemez.
Dükkânının kirasını, elektriğini, çalışanının ücretini ödeyen; vergisini veren, sabah erkenden tezgâhını açan esnafın da yaşaması gerekiyor. Hayvan yetiştiren üreticinin de emeğinin karşılığını alması gerekiyor.
Üstelik o esnaf da bu şehrin insanı. O üretici de vatandaş.
Kamu, ekonomik imkânları bakımından kendisiyle eşit koşullarda yarışamayacak küçük işletmeleri gözetmek zorunda. Belediyenin elindeki kaynaklar, dürüst çalışan esnafı güçsüzleştiren bir rekabet aracına dönüşmemeli.
Her yüksek fiyatı fırsatçılık sayamayız. Üretim maliyeti var, yem var, nakliye var, işçilik var. Bunları hesaba katmadan kurulacak bir fiyat politikası, yarın üreticiyi de tüketiciyi de zor durumda bırakabilir.
Ama maliyetin arkasına saklanarak vatandaşa ölçüsüz fiyat dayatılmasına da göz yumamayız.
İşte belediyeciliğin mahareti bu dengeyi kurabilmekte.
Üreticiyi koruyacak, dürüst esnafı yaşatacak, vatandaşı da sahipsiz bırakmayacaksınız. Fiyatı dengeleyecek, kaliteyi denetleyecek, hesabı açık tutacaksınız.
Bugün küçük esnafı kamu gücüyle piyasadan uzaklaştırmak mümkün olabilir. Fakat yarın rekabet azalır, üretim zayıflarsa bunun bedelini yine vatandaş öder.
Bu nedenle satış noktaları yaygınlaştırılırken mahallelerin ihtiyacı, mevcut esnafın durumu ve üretimin devamlılığı birlikte değerlendirilmeli. Uygun fiyatın nasıl sağlandığı, işletme ve denetim düzeninin nasıl yürüdüğü de açık olmalı.
Ben, Şahinbey’de başlayan bu uygulamanın Büyükşehir ve Şehitkamil’in katılımıyla genişlemesini olumlu buluyorum. Emeği geçenlerin eline sağlık.
Bu hizmet şehrin daha fazla noktasına ulaşmalı. Ancak her yeni nokta açılırken aynı soru sorulmalı: Vatandaşın sofrasını rahatlatırken üreticiyi ve küçük esnafı da ayakta tutabiliyor muyuz?
Kazanan millet olsun.
Milletin içinde alışveriş yapan aile de var, tezgâhının başındaki esnaf da, ağıldaki üretici de.
Et ucuzlasın, esnaf da yaşasın.
Kalın sağlıcakla,
Arif Kurt/ Gaziantep
3 Kasım 2026


Yorum yaz
Yorumları göster0 yorum
Yorumu bildir