Bölge Temsilcisi Sinan Kenanoğlu, 17 Ağustos ve 6 Şubat depremlerinin Türkiye için ağır bir ders olduğunu belirterek, “Depremle mücadele deprem olduktan sonra başlamamalı. Artık acıları saymak yerine, depreme dirençli kentler inşa etmek zorundayız” dedi.

17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nin yıldönümü dolayısıyla açıklama yapan Jeofizik Mühendisleri Odası Bölge Temsilciliği, Türkiye’nin deprem gerçeğine bir kez daha dikkat çekti.
Jeofizik Mühendisleri Odası Bölge Temsilcisi Sinan Kenanoğlu, 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi ile 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş merkezli depremlerde yaşanan büyük can ve mal kayıplarının unutulmaması gerektiğini belirterek, artık afet sonrasını değil afet öncesini merkeze alan bir anlayışın hayata geçirilmesi gerektiğini söyledi.
“DEPREM KAÇINILMAZ, YIKIM KADER DEĞİL”
Türkiye’nin aktif bir deprem kuşağında bulunduğuna işaret eden Kenanoğlu, farklı büyüklüklerde depremlerin yaşanmasının kaçınılmaz olduğunu ancak bunların büyük felaketlere dönüşmesinin önlenebileceğini vurguladı.
Kenanoğlu, “Ülkemiz deprem kuşağında yer alıyor. Dolayısıyla birçok bölgede farklı büyüklüklerde depremlerin meydana gelmesi kaçınılmaz. Artık yaşadıklarımızdan ders çıkarmamız ve depreme dirençli kentler inşa etmemiz gerekiyor” dedi.
“17 AĞUSTOS’U DA 6 ŞUBAT’I DA UNUTAMAYIZ”
17 Ağustos ve 6 Şubat’ın Türkiye’nin yakın tarihindeki en büyük yıkımlardan ikisi olduğuna dikkat çeken Kenanoğlu, bu acıların yalnızca yıldönümlerinde hatırlanmasının yeterli olmadığını söyledi.
Kenanoğlu, “17 Ağustos’u da 6 Şubat’ı da unutmak mümkün değildir. Ancak asıl sorumluluğumuz bu acıları yalnızca yıldönümlerinde anmak değil, yaşananlardan ders çıkararak yeni kayıpların önüne geçmektir” ifadelerini kullandı.
“DEPREMLE MÜCADELE ENKAZ BAŞINDA BAŞLAMAZ”
Deprem politikasının yalnızca arama-kurtarma ve afet sonrası müdahaleden ibaret görülemeyeceğinin altını çizen Kenanoğlu, asıl çalışmanın deprem gerçekleşmeden önce yapılması gerektiğini belirtti.
Yerleşim alanlarının bilimsel verilere göre planlanması gerektiğini kaydeden Kenanoğlu, zemin-yapı ilişkisinin doğru kurulması, jeofizik ve jeolojik araştırmaların eksiksiz yapılması ve yapılaşmanın etkin biçimde denetlenmesi gerektiğini söyledi.
Kenanoğlu, “Deprem gerçeğiyle yaşayan bir ülkede asıl görev, yıkımdan sonra değil, yıkım yaşanmadan önce harekete geçmektir. Bilimsel araştırmalar ve kamusal denetim bir tercih değil, insan hayatına karşı sorumluluktur” diye konuştu.
“RANT VE MALİYET HESABI İNSAN HAYATININ ÖNÜNE GEÇEMEZ”
Kenanoğlu’nun açıklamasındaki en dikkat çekici mesajlardan biri ise deprem güvenliğinin ekonomik kaygılara feda edilmemesi gerektiği yönündeki sözleri oldu.
“Bir insanın yaşam hakkı; maliyet hesabının, rantın, ihmalin, eksik araştırmanın veya denetimsizliğin gerisinde bırakılamaz” diyen Kenanoğlu, bilimsel gerekliliklerin eksiksiz yerine getirilmesinin kamu otoritesinin temel sorumluluklarından olduğunu ifade etti.
JEOFİZİK MÜHENDİSLERİNDEN İŞ BİRLİĞİ ÇAĞRISI
Jeofizik çalışmaların yerin fiziksel özelliklerinin belirlenmesi, yerel zemin koşullarının ortaya çıkarılması ve deprem tehlikesinin sağlıklı biçimde değerlendirilmesi açısından kritik öneme sahip olduğunu vurgulayan Kenanoğlu, meslek disiplinlerinin karar mekanizmalarında daha etkin yer alması gerektiğini söyledi.
Üniversiteler, kamu kurumları, yerel yönetimler ve meslek örgütleri arasında sürekli bir iş birliği kurulması çağrısında bulunan Kenanoğlu, Jeofizik Mühendisleri Odası Bölge Temsilciliği’nin bilimsel ve teknik çalışmalarda sorumluluk almaya hazır olduğunu belirtti.
“BİZİM GÖREVİMİZ DEPREMDEN SONRA KONUŞMAK DEĞİL”
Kenanoğlu açıklamasını şu sözlerle tamamladı:
“Bizim görevimiz yalnızca depremden sonra konuşmak değildir. Görevimiz; deprem olmadan önce uyarmak, araştırmak, bilimsel veriyi ortaya koymak ve kamu yararını savunmaktır. 17 Ağustos’un acısını da 6 Şubat’ın derin yarasını da ancak bilimden, kamusal sorumluluktan ve insan hayatından taviz vermeyen bir anlayışla geleceğe taşıyabiliriz.”











Yorum yaz
Yorumları göster0 yorum
Yorumu bildir