Siyasette zaman zaman öyle kişiler ortaya çıkar ki, sanki hiçbir makamdan uzak kalmıyorlar; adeta karar mekanizmalarının her noktasında bulunuyorlar. Suriye’deki Türkmen toplumu içinde yaşanan son gelişmede de bu soru yeniden güçlü bir şekilde gündeme geldi. Yoğun rekabetin ve yüksek katılımın yaşandığı seçimlerin ardından Abdurrahman Mustafa’nın Suriye Türkmen Meclisi Başkanı seçilmesi, birçok tartışmayı beraberinde getirdi.
Abdurrahman Mustafa’nın kazanması, Türkmen toplumu içinde pek çok sorunun sorulmasına neden oldu:
Bu adamı kim aday gösterdi?
Bir siyasetçinin aynı anda bu kadar çok görevi üstlenmesini mümkün kılan şey nedir?
Bugün Suriye Türkmen Meclisi Başkanı olan kişi, aynı zamanda Suriye Ulusal Koalisyonu’nun başkan yardımcısıdır. Ayrıca daha önce Suriye Geçici Hükümeti’nin başkanlığını da yapmıştır. Bu görevlerin hepsinin tek bir kişide toplanması, birçok kişinin şu soruyu sormasına yol açtı:
Türkmen toplumu içinde liderlik yapabilecek başka insanlar kalmadı mı?
Yoksa siyaset belirli isimlerin etrafında dönen kapalı bir daireye mi dönüştü?
Bazı sesler bu duruma sert ifadelerle tepki göstererek açık bir soru ortaya koydu:
Bu tecrübeli siyasetçinin artık kenara çekilip yeni isimlere yer açmasının zamanı gelmedi mi?
Çünkü canlı ve gelişen toplumlar siyasi tekelcilikle değil, yeni kadroların ortaya çıkması ve genç yeteneklere fırsat verilmesiyle güçlenir.
Ancak asıl mesele bu kişinin kaç görev üstlendiği değil, temsil ettiği iddia edilen toplumla olan gerçek ilişkisidir.
Abdurrahman Mustafa Türkmen kasabalarının ve mahallelerinin sokaklarında yürüyüp halkın sesini doğrudan dinleyebilir mi?
Suriye’deki Türkmenlerin gerçek sayısını biliyor mu?
Yıllardır ihmal ve istikrarsızlık arasında yaşayan bu topluluğun karşı karşıya olduğu sorunların farkında mı?
Suriye’deki Türkmenler küçük ve marjinal bir topluluk değildir; aksine ülkenin tarihî ve asli unsurlarından biridir. Resmî olmayan tahminlere göre Türkmenlerin sayısı 3 ila 4 milyon arasında değişmektedir. Bu nüfus özellikle Halep kırsalı, Lazkiye kırsalı ve Suriye’nin kuzey bölgelerinde yoğunlaşmaktadır.
Savaş başlamadan önce de Türkmenler uzun yıllar siyasi ve kültürel açıdan ihmal edilmiştir. Suriye Devrimi başladığında ise Türkmenler mücadele sahalarında belirgin bir rol üstlenmiş ve farklı cephelerde büyük fedakârlıklar yapmıştır.
Ancak tüm bu fedakârlıklara rağmen Türkmenler bugün hâlâ kendilerini güçlü bir şekilde temsil edebilecek, haklarını savunabilecek ve Suriye’nin geleceğinde söz sahibi olabilecek birleşik bir siyasi temsil arayışı içindedir.
Bugün tartışılan mesele yalnızca Abdurrahman Mustafa’nın şahsı değildir; aynı zamanda Türkmen siyasi kurumlarının yapısıdır. Çünkü bazı Türkmen oluşumları son seçim sonuçlarını açıkça tanımadıklarını açıklamış ve seçim sürecinin tüm kesimlerin iradesini gerçekten yansıtmadığını ifade etmiştir.
Bu durum yalnızca bir siyasi anlaşmazlık değildir; daha büyük bir riskin işareti olabilir. Zira Türkmen toplumu bugün Suriye ve bölgedeki büyük siyasi dönüşümler ışığında önümüzdeki yıllarda hayati ve varoluşsal nitelikte zorluklarla karşı karşıya kalabilir.
Eğer Türkmenler birlik olamaz ve geniş saygı gören bir liderlik etrafında kenetlenemezlerse, bazı çevrelerin onları hâlâ Suriye’de Osmanlı Devleti’nin kalıntıları olarak görmeye devam etmesi riski bulunmaktadır. Oysa Türkmen toplumunun birçok ferdi bu tanımlamayı reddetmekte ve kendilerinin Suriye toplumunun ayrılmaz bir parçası olduğunu vurgulamaktadır.
Herhangi bir topluluğun gücü yalnızca nüfusundan gelmez; aynı zamanda siyasi birlikten ve toplumun güvenini kazanmış liderler yetiştirme kapasitesinden gelir. Önümüzdeki dönem ise açık bir vizyon ve güçlü kurumlar gerektirmektedir; bu kurumların Türkmen toplumunu samimi ve etkili bir şekilde temsil edebilmesi şarttır.
Sonuç olarak insanlar kişiler hakkında farklı düşüncelere sahip olabilir, ancak birçok kişi şu noktada birleşmektedir:
Suriye’deki Türkmenlerin geleceği tek bir isme indirgenmemelidir. Bu gelecek, katılım, şeffaflık ve liderliğin el değiştirmesi ilkelerine dayanan ortak bir proje olmalıdır.
Ve son söz olarak birçok kişinin tekrar ettiği ifade şudur:
Hayır, Allah’ın seçtiğindedir; ancak hikmet, siyasetçilerin temsil ettikleri toplum ile aralarındaki mesafe büyümeden önce halkın sesine kulak vermelerini de gerektirir.
