Yapay Zekâ Temel Yasası, 22 Ocak itibarıyla yürürlüğe girerek yapay zekânın kullanım alanlarını, sınırlarını ve sorumluluklarını kapsamlı biçimde tanımlayan ilk yasal çerçevelerden biri oldu. Yeni düzenleme, yapay zekâyı yavaşlatmayı değil; güvenli, şeffaf ve denetlenebilir bir zemine oturtmayı hedefliyor.
Yasa özellikle “yüksek etkili” yapay zekâ uygulamalarına odaklanıyor. Nükleer güvenlik, içme suyu üretimi, ulaşım altyapıları, sağlık hizmetleri ve kredi değerlendirme sistemleri gibi kritik alanlar bu kapsamda yer alıyor. Bu alanlarda yapay zekânın tamamen otonom çalışmasına izin verilmiyor; nihai karar yetkisi insanda kalıyor.

Kritik Alanlarda İnsan Denetimi
Düzenleme, yüksek riskli sektörlerde insan denetimini zorunlu kılıyor. Yapay zekâ karar destek mekanizması olarak konumlandırılırken, tek başına karar almasının önüne geçiliyor. Böylece “kontrol insanda” ilkesi yasal güvence altına alınmış oluyor.

Şeffaflık ve Etiketleme Zorunluluğu
Yasanın bir diğer önemli ayağı şeffaflık. Şirketler, üretken veya yüksek etkili yapay zekâ kullanılan ürün ve hizmetler konusunda kullanıcıları önceden bilgilendirmek zorunda. Yapay zekâ tarafından üretilen içeriklerin, insan üretimi içeriklerden ayırt edilemediği durumlarda açık etiketleme yapılması da şart koşuluyor.
Yetkililer, bu kuralların şirketleri kısıtlamak için değil, güven ortamı oluşturarak yapay zekânın yaygınlaşmasını sağlamak amacıyla getirildiğini vurguluyor. Bu nedenle idari para cezaları uygulanmadan önce şirketlere en az bir yıllık geçiş süresi tanınacak.
Avrupa ve ABD’den Daha Yumuşak
Güney Kore’nin yaklaşımı, Avrupa Birliği’ne kıyasla daha esnek. Üretken yapay zekâ içeriklerinde etiketleme yükümlülüğünün ihlali halinde ceza 30 milyon won (yaklaşık 20 bin dolar) ile sınırlı. AB’de ise benzer ihlallerde cezalar, şirketlerin küresel cirosunun yüzde 1’inden başlayıp yüzde 7’ye kadar çıkabiliyor. ABD ise inovasyonu yavaşlatmamak adına daha çok sektör bazlı ve gönüllülük esaslı düzenlemeleri tercih ediyor.

Türkiye İçin Ne Anlama Geliyor?
Türkiye’de ise internet kullanım yaşının 16’ya düşürülmesi tartışılırken, yapay zekâ eğitimden sağlığa, finanstan kamu hizmetlerine kadar hayatın her alanında etkisini artırıyor. Henüz yapay zekâyı bütüncül biçimde düzenleyen bir “temel yasa” bulunmuyor; mevcut düzenlemeler daha çok KVKK, tüketici hukuku ve sektörel mevzuatla sınırlı.
Uzmanlara göre Güney Kore modeli, Türkiye için uygulanabilir bir çerçeve sunuyor. Özellikle:
• Kritik alanlarda insan denetimi,
• Şeffaflık ve etiketleme zorunluluğu,
• Geçiş süresi tanıyan esnek yaptırımlar
gibi başlıklar, hem inovasyonu boğmadan hem de kamu güvenliğini koruyacak bir yol haritası oluşturabilir.
Ancak Türkiye’de böyle bir düzenlemenin hayata geçmesi için güçlü bir kurumsal koordinasyon, teknik kapasite ve net bir strateji gerekiyor. Aksi halde ya aşırı kısıtlayıcı ya da yetersiz bir mevzuat riski gündeme gelebilir.
Güney Kore’nin attığı adım, “erken ama dengeli” bir düzenlemenin mümkün olduğunu gösteriyor. Türkiye için soru artık şu: Yapay zekâ hızla hayatımıza girerken, kuralları teknolojinin gerisinde mi bırakacağız, yoksa oyunu baştan mı kuracağız?


