Advert

28 Şubatçılardan sicil operasyonu: Zulmü kılıfına uydurmuşlar! Mağduriyetin ispatına engel

28 Şubat sürecinde dindar kamu görevlilerinin tasfiyesindeki şeytani yöntem deşifre oldu. Vesayetçilerin, inançlı insanları sicil yetersizliği ve devamsızlık yalanlarıyla kamudan uzaklaştırarak hak arama yollarını tıkadığı ortaya çıktı.

28 Şubatçılardan sicil operasyonu: Zulmü kılıfına uydurmuşlar! Mağduriyetin ispatına engel

28 Şubat'ta yaşananlar

GALERİNİN DEVAMI Yıldönümünde 28 Şubat-Ergenekon tartışması: 28 Şubat'ın 14. yıldönümü, dönemin en önemli aktörü Necmettin Erbakan'ın ölümüyle yeni bir anlam kazandı. Yıllar sonra ortaya çıkan bazı gelişmeler 28 Şubat'a bakışı da değiştirdi. Ergenekon ve Balyoz soruşturmaları 28 Şubat'a kadar uzandı. İddialara göre, ordu ve bazı mihraklar Erbakan ekibini zor durumda bırakmak için komplo kurdu. Ancak karşıt görüşe göre, bugün yaşananlar komplo. Bazı kesimler TSK'dan 28 Şubat'ın intikamını alıyor.İlk kez İslamcı bir parti sandıktan birinci çıktı: 24 Aralık 1995 seçimleri çok parçalı bir siyasi yapı ortaya koymuş, ancak Refah Partisi (RP) yüzde 21 küsur oyuyla birinci parti olmuştu. 550 milletvekilliğinden 158’ini kazanan RP, 1990’ların başında yükselme eğilimine giren siyasal İslam’ın, 1994’teki yerel seçim başarısının ardından (RP, İstanbul ve Ankara Büyükşehir Belediyeleri’ni SHP’nin elinden almıştı) ulaştığı noktayı gözler önüne serdi. RP gücünü iki kaynaktan alıyordu: Muhafazakâr Anadolu sermayesinin önemli bir bölümü ve 12 Eylül öncesinde sola eğilimli olan, ancak 1990’larla beraber İslamcı siyasetin etki alanına giren büyük kentlerin yoksulları. Parti elbette Anadolu’da da güçlü bir halk desteğine sahipti.Çiller ve Yılmaz Erbakan'a arkasını döndü: TBMM’ye giren diğer partilerin RP ile koalisyona yanaşmamaları üzerine, hem merkez sağın liderliği için hem de karşılıklı (ama daha ziyade Çiller’e yönelik olan) yolsuzluk iddiaları yüzünden kavgalı oldukları hâlde, ANAP lideri Mesut Yılmaz ve DYP lideri Tansu Çiller bir koalisyon hükümeti kurdular. DSP tarafından dışarıdan desteklenen ve ANAYOL diye adlandırılan bu azınlık hükümeti Mesut Yılmaz’ın Başbakanlığı altında kurulmuştu. Yapılan anlaşmaya göre Yılmaz bir süre sonra mevkisini Çiller’e devredecekti. Ancak bu kırılgan hükümet uzun ömürlü olmadı. Hem Anayasa Mahkemesi meclisteki güvenoylamasında yeterli oyun çıkmadığına karar vermiş, hem de ANAP’ın Çiller hakkındaki yolsuzluk iddialarıyla uğraşmakta olduğu duyulmuştu. Yılmaz 6 Haziran 1996’da istifa etti.Ve Çiller, Erbakan'ın 'eline düştü': Çiller deyim yerindeyse RP lideri Necmettin Erbakan’ın “avucuna düşmüştü”. Erbakan, ANAYOL koalisyonu sırasında Çiller’i, Başbakan olduğu dönemde (1993-1995) karıştığı iddia edilen yolsuzlukları açığa çıkarmakla tehdit etmekteydi. Başbakan Yılmaz’ın 6 Haziran’daki istifasının ardından da ANAP, Başbakanlığı döneminde Örtülü Ödeneği usulsüz kullandığı gerekçesiyle Çiller’e karşı bir araştırma önergesi verdi. Ancak RP’nin karşı oy kullanması sonucu önerge kabul edilmedi. RP bu tutumunun ödülünü almakta gecikmedi: 29 Haziran 1996’da Erbakan’ın Başbakanlığı altında REFAHYOL koalisyon hükümeti kuruldu. Çiller de Başbakan Yardımcısı olmuştu.Koalisyon Meclis'i karıştırdı: Bu hükümetin kuruluşu siyasette ilkin küçük çaplı bir depreme yol açtı. Seçim kampanyası boyunca Çiller kendisini Türkiye’nin Batılı, modern yüzü olarak takdim etmiş, RP tehlikesine karşı laikliğin güvencesi olduğunu söylemişti. RP ile koalisyon DYP içinde bazı tepkilere yol açtı. 10 DYP Milletvekili yeni hükümete güvenoyu vermedi, 5’i çekimser kaldı. Parti-içi muhalefetin bir kısmı DYP’den istifa ederek Hüsamettin Cindoruk’un liderliği altındaki Demokrat Türkiye Partisi’ne (DTP) katıldı.TSK huzursuz: Ancak asıl deprem, genel olarak ülke siyasetinde yaşandı. İlk defa İslamcı bir partinin lideri Başbakan olmuştu. Erbakan 1970’lerde, Milli Görüş geleneğinin bir önceki partisi olan Milli Selamet Partisi’nin başındayken bir kez Ecevit’le, iki kez de Demirel’le koalisyon hükümeti kurmuştu, ancak bu hükümetlerin ya küçük ortağı (1974) ya da küçük ortaklarından biriydi (1975-77). Şimdiyse Başbakan’dı ve bu durum toplumun laik kesimlerinde ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nde (TSK) huzursuzluk yaratmaktaydı. Türkiye’de devlet aygıtının önemli bir kısmıyla beraber büyük sermayenin (İstanbul sermayesi) de Erbakan’a tavır aldığı anlaşılıyor. Bunun nedenleri, Erbakan’ın ekonomiden dış politikaya kadar, Türkiye’de egemen sınıflara son derece uzak ve yabancı görüşlere sahip olmasıydı. Medya REFAHYOL hükümetini dikkatli gözlerle izlemeye başladı.NATO ve AB'ye karşı siyaset: Erbakan 1991 seçimlerine “Adil Düzen” adını verdiği bir ekonomi programıyla girmişti. Faizin kaldırılması, korumacı önlemler, devletin ekonomideki girişimciliğinin artması, ağır sanayi hamlesi gibi esaslar içeren bu program, en azından söylem düzeyinde anti-kapitalist bir retoriğe de sahipti. Öte yandan gerçekçi ve uygulanabilir olmadığı gerekçesiyle eleştiriliyordu. 1996 itibariyle Erbakan’ın bu vizyonunda kayda değer bir değişim gözlenmemekteydi. RP’nin (söz gelimi RP’li bazı belediyelerde halk kütüphaneleri ve kadınlara yönelik eğitim merkezleri kapatılmış, Kuran kursu sayısında ise patlama yaşanmıştı), dış politikada da Türkiye’nin egemen sınıf ve zümrelerinin geleneksel çıkarlarına ters hedefleri vardı: NATO’dan çıkmak, AB ile Gümrük Birliği’ne son vermek, İsrail’le işbirliğine son vermek, İslam Ortak Pazarı’nı kurmak gibi.Kaddafi krizi: Öte yandan Erbakan’ın ülkedeki laik güçleri yatıştırmaya yönelik tutumu, partisinin radikal unsurlarının da tepkisini çekmekteydi. Kimi RP Milletvekillerinin laiklik karşıtı “sivri” çıkışları kamuoyunda tepkiyle karşılanmaktaydı. Erbakan ilk dış seyahatini İran’a yaptı. İkinci durağı olan Libya’da Devlet Başkanı Muammer Kaddafi’nin, Türkiye’nin Kürtlere yönelik tavrından dolayı kameraların önünde Erbakan’ı paylaması ve rahatsızlığı yüzünden okunduğu halde Erbakan’ın buna cevap vermemesi (ya da verememesi), medyada şiddetli biçimde eleştirilmişti.İslam liderlerini İstanbul'a topladı: RP’nin İslam dünyasıyla yakınlaşma politikasının parçası olarak hükümet, G-7 örneğini izleyerek başlıca Müslüman ülkelerle D-8 kısaltmalı ekonomik işbirliği örgütünün kurulmasına öncülük etti (22 Ekim 1996). D-8’in ilk zirvesi 4 Ocak 1997’de İstanbul’da toplandı. Tabii Başbakan Erbakan bir yandan da ihtiyatı elden bırakmamaya çalışarak, bakanlarından Fehim Adak’ı Washington’a gönderdi (24 Aralık 1996).Susurluk gündemi değiştirdi: Tüm bunlar olurken kamuoyunu o sıralarda çok meşgul eden, biri gerçekten önemli, diğeri ise “şişirilmiş” iki mesele vardı. 3 Kasım 1996’da Susurluk’ta bir trafik kazası meydana geldi ve hurdaya dönen bir araçtan 3 kişinin cesedi çıktı: Bir polis okulunun müdürü olan, eski İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı Hüseyin Kocadağ. 80 öncesinde Ülkücü Gençlik Derneği Başkan Yardımcısı olan, Türkiye İşçi Partili 7 gencin katledilmesi, Mehmet Ali Ağca’nın cezaevinden kaçırılması ve uyuşturucu kaçakçılığı gibi suçlardan Türk polisi ve Interpol tarafından aranan Abdullah Çatlı (mamafih bu ismin kâğıt üzerinde firari olmakla beraber ülke içinde yıllardır rahatça seyahat edebildiği anlaşılmaktaydı). Arabadan çıkan üçüncü ceset Gonca Us adlı bir mankene aitti. Urfa’daki Bucak aşiretinin lideri ve DYP Milletvekili Sedat Bucak ise kazadan yaralı olarak kurtulmuştu. 'Derin devlet krizi' Çiller'e uzandı: Böyle bir ekibin aynı otomobilin içinde olması ve arabanın bagajından silahlar ve susturucular çıkması büyük bir skandaldı. Kazadan 5 gün sonra İçişleri Bakanı Mehmet Ağar istifa etmek zorunda kaldı. Anlaşıldığı kadarıyla, 80 öncesinde Kontrgerilla’nın sivil kanadı olarak sola karşı cinayet ve katliamlarda yer alan ülkücü katillerin ve onların devlet içindeki hamilerinin çekirdeğini oluşturduğu bir çete yapılanması, 80’lerle beraber hem PKK’ya ve ASALA’ya karşı kullanılmış, hem de mafyavari bir suç şebekesine dönüşmüştü. Bu şebekede Özel Harekât polisleri ve PKK’ya karşı mücadeleye katılan devlet yanlısı aşiretlerin korucu adı verilen paramiliter unsurları da yer almaktaydı. Susurluk kazasıyla ortaya saçılan bu yapılanmanın özellikle 1993-95 yıllarında, bir başka deyişle Çiller-Ağar döneminde “altın çağ”ını yaşadıkları görülüyordu.Yılmaz'a 'Ülkücü dayağı': Bu olay ülke genelinde bir infial yarattı ve devlet içindeki çetelere karşı bir toplumsal farkındalık oluştu. İşin ucunun Çiller’e dokunuyor olması sebebiyle ANAP da konuya ilgi gösterdi. Almanya gezisi sırasında program dışı olarak Macaristan’a geçen ANAP lideri Yılmaz, 24 Kasım’da Budapeşte Hilton Oteli’nde Veysel Özerdem adlı ülkücünün yumruklu saldırısına uğradı. Özerdem, Yılmaz’ı Çatlı aleyhindeki sözlerinden dolayı yumrukladığını söyledi. “Derin devlet” teriminin günlük kullanıma girdiği o dönemde, 1 Şubat 1997 tarihinden itibaren çetelere karşı ülke genelinde “Sürekli Aydınlık İçin Bir Dakika Karanlık” eylemleri başladı.Aczmendiler sokaklarda: Kamuoyunu meşgul eden bir diğer mesele ise; Müslüm Gündüz adlı Aczmendi şeyhi. “Sahte şeyh” olduğu söylenen Ali Kalkancı isimli şahıs, Müslüm Gündüz’le aynı evde “basılan” Fadime Şahin adlı kadın ve Emire Kalkancı isimli bir başka kadının (kendisi Ali Kalkancı’nın eşiydi) yer aldığı; iç içe geçmiş bir takım ilişkilerdi. Televizyonların haber bültenlerinde bu insanların ilişkileri ve kavgaları magazinvari bir üslupla uzun süre işlendi. Sonuçta toplumda yaratılan algı; “irtica” olarak adlandırılan şeyin tarikat-seks-para-yozlaşmışlık gibi kavramlarla yakından ilişkili olduğuydu. Said-i Nursi’nin köktenci takipçileri olan, ancak sayıları çok da fazla olmayan Aczmendiler adlı tarikat da bu dönemde kamuoyunca yakından bilinir oldu. Aczmendilerin sokaklarda kendilerine has kılıklarıyla ve topluca dolaşmaları ve kendilerinden geçtikleri zikir törenleri televizyon ekranlarında laik kesimlerce dehşet içinde seyredildi.RP, Susurluk karşıtı protestoları küçümsedi: Susurluk’ta ortaya dökülen çetelere karşı yurt genelinde düzenlenen Bir Dakika Karanlık eylemleri sırasında her gece saat 21’de evlerin ışıkları açılıp kapatılıyor, insanlar tencere-tavalara vurarak sokaklarda eylem yapıyordu. Tepkiler doğal olarak DYP’ye de yönelikti. Çete yapılanmalarıyla yakından uzaktan ilgisi olmadığı hâlde RP’nin eylemlere tavır alması (muhtemelen hükümetin küçük ortağını korumak için), Erbakan’ın “glu glu dansı yapıyorlar” ve RP’li bakanlardan Şevket Kazan’ın, zihnindeki Alevi imgesini de ortaya koyar biçimde “mum söndü oynuyorlar” gibi sözler sarf etmesi; eylemlerin hükümet karşıtı niteliğini güçlendirdi.Ve tanklar Sincan'da: Ülkedeki laik hassasiyeti arttıran gelişmeler de devam ediyordu. Erbakan’ın, Başbakanlık Konutu’nda tarikat şeyhlerine iftar yemeği vermesi tepkiyle karşılandı. Şubat ayında Ankara’nın Sincan ilçesinin RP’li Belediye Başkanı Bekir Yıldız tarafından “Kudüs gecesi” adlı bir etkinlik gerçekleştirildi. İran Büyükelçisi’nin de katıldığı ve bir konuşma yaptığı gecede şeriatçı mesajlar verildi (konuk elçi de konuşmasında İslam devleti çağrısında bulundu). Ertesi gün TSK ilçenin sokaklarında tanklarını yürüttü. İlerleyen günlerde Yıldız tutuklanacak ve İran Büyükelçisi de persona non grata (istenmeyen adam) ilan edilecekti.MGK'dan Erbakan'a sert bildiri: Ve 28 Şubat “darbesine” yahut “sürecine” adını veren, 28 Şubat 1997 tarihli MGK toplantısı… Cumhurbaşkanı Demirel, Başbakan Erbakan ve Yardımcısı Çiller ile Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı ve kuvvet komutanlarının katıldığı, 9 saat süren toplantıda TSK, hükümete, “irtica”ya karşı alınmasını istediği önlemleri içeren 18 maddelik bir liste sundu. Erbakan bu talepleri kabul etmek ve MGK bildirisini imzalamak zorunda kaldı. MGK kararları kağıt üzerinde hükümete tavsiye niteliğindeydi ama bunlara uymak fiilen bir zorunluluktu. Protestolar-Ordu-Provokasyon: Protestolar-Ordu-Provokasyon Tüm bunlar olurken, Bir Dakika Karanlık eylemleri bir anda nitelik değiştirdi ve REFAHYOL iktidarına karşı laiklik yanlısı eylemlere dönüştü. Bu değişimin ordunun eylemleri manipüle etmesi sonucu gerçekleştiği, yaygın bir iddiadır. 1 Şubat’ta başlayan eylemlere, organizasyonu yapanlarca 9 Mart’ta son verildi.Ordunun talepleri masada: On sekiz maddelik listedeki önde gelen talepler şunlardı: Tarikatlarca işletilen okul, vakıf ve yurtların kapatılması, imam-hatip okullarının sayısının imam ihtiyacını karşılayacak düzeye indirilmesi, kamudaki irticai kadrolaşmaya son verilmesi, İran’dan kaynaklanan irticai faaliyetlere karşı önlem alınması ve zorunlu ilköğretimin 5 yıldan 8 yıla çıkartılması.Genelkurmay'da 'Fazla mesai': Artık REFAHYOL hükümeti için geri sayım başlamıştı. “İrticai faaliyetlerin” izlenmesi için Genelkurmay’da “Batı Çalışma Grubu” adı verilen ve yasal bir karşılığı bulunmayan bir birim oluşturuldu. TSK, hükümete İsrail’le işbirliğini geliştirme kararı aldırtarak Erbakan’ın, yandaşları nezdindeki itibarını zayıflattı. Ordu; yargıç ve savcılar, medya, Dışişleri mensuplarına yönelik brifingler vermeye başladı. Bunların ilki 29 Nisan’da gazetecilere verildi ve ordunun yeni savunma konsepti açıklandı. Buna göre dış tehdit azalmış, içerde ise “irtica” (siyasal İslam) ve “bölücülük” (Kürt ayrılıkçılığı) iki asli tehdit hâline gelmişti.Patronlar da tavır aldı: Mayıs’ta RP hakkında kapatma davası açıldı (RP yıl sonunda kapatılacak ve Milli Görüş yola 4. partisiyle, Fazilet’le devam edecekti. Fazilet Partisi de 2001’de kapatılacaktı). Aynı sıralarda Türkiye’nin önde gelen işveren kuruluşları ve işçi sendikaları -muhtemelen ordunun koordinasyonu altında- bir araya geldi ve hükümetin çekilmesi için kampanya başlattı. DYP’li 4 bakan bakanlıktan, bazı DYP’li ve RP’li milletvekilleri de partilerinden istifa etti.

Haber7 - ÖZEL

Milletin milli ve manevi değerlerinin doğrudan hedef alındığı 28 Şubat sürecinin 29. yıldönümüne doğru HABER7, bin yıl sürmesi hayal edilen karanlık dönemin çirkin uygulamalarını açığa çıkarmaya devam ediyor.

Hukuk devletinin kalbi olan yargıyı teslim alıp adaleti tasfiye ve cezalandırma aparatına dönüştüren, üniversiteleri ideolojik kampa çevirerek akademik soykırım gerçekleştiren 28 Şubat cuntacılarının; darbenin en karanlık yüzü olan bürokratik kıyımı, resmi kayıtlara yapılan tahrifatla gizlediği belirlendi. Okula alınmayan öğrenciyi devamsız, namaz kılan memuru disiplinsiz gösteren darbeciler, zulmü belgelemeyi imkansız hale getirmeye çalıştı.

CHP’nin özlediği adalet: Hakim savcılardan vesayete noterlik! 28 Şubat'ın yargı kaosuCHP’nin özlediği adalet: Hakim savcılardan vesayete noterlik! 28 Şubat'ın yargı kaosu

Bu da CHP’nin özlediği üniversite... 28 Şubat'ın akademik soykırımı: Bilimi askıya alın!Bu da CHP’nin özlediği üniversite... 28 Şubat'ın akademik soykırımı: Bilimi askıya alın!

MİNAREYİ ÇALDILAR KILIFI HAZIRLADILAR

Post-modern darbe sürecinin en sinsi ve kamuoyuna en az yansıyan yönlerinden birini, dindar kamu görevlilerinin tasfiyesinde kullanılan sözde hukuki kılıf yöntemi oluşturuyor. Milli iradeyi hedef alan 28 Şubatçılar, bürokrasideki kıyımı gerçekleştirirken “minareyi çalıp kılıfını hazırlama” yöntemini izledi. Vesayetçi zihniyetin, hedef aldığı kişileri doğrudan inançları nedeniyle değil, “disiplinsizlik”, “verim düşüklüğü” veya uydurma raporlarla sistem dışına ittiği belirlendi.

Yapılan incelemeler, yaşanan zulmün hukuken ispat edilmesinin kasıtlı olarak engellendiğini gözler önüne serdi.

Okula alınmayan öğrencilerin “devamsızlıktan” okulla ilişkilerinin kesildiği, inancından dolayı tasfiye edilmek istenen kamu görevlilerinin ise düzmece raporlarla ve disiplinsizlik iddiasıyla görevden alındığı belirlendi.

İnancı nedeniyle işinden atılan bir öğretmenin siciline kılık-kıyafet yönetmeliğine aykırılık yerine “verim düşüklüğü” yazılmasının, darbecilerin bilinçşi stratejisi olduğu bildirildi.

28 Şubat sürecinde Kartel medyasının manşetleri

HAK ARAMAYI ZORLAŞTIRDILAR

Mağdurların yıllar sonra haklarını ararken karşılaştıkları en büyük duvar, 28 Şubatçıların o dönem ele geçirdiği devletin bu kılıfına uydurma stratejisi oldu. Kayıt tahrifatı olarak nitelendirilen uygulamanın, mağdurların tam anlamıyla iade-i itibar alamamalarının temel sebebi oldu. Cuntacıların, darbenin uygulamalarını hukuken ispat edilemez hale getirmeyi amaçlayan taktiği, 28 Şubat mağdurlarının yıllar sonra hak arama mücadelesinde karşılarına aşılması güç duvarlar çıkardığı kaydedildi.

Memur Sen’in 28 Şubat raporunda mağduriyetler şöyle listelendi:

Yükseköğrenimleri sırasında disiplin, devamsızlık ve benzeri gerekçelerle öğrencilikleri sona erdirilip bu sebeple tazminat ödemek zorunda bırakılanlar,

Düzmece sağlık raporlarıyla malûl gösterilip emekliliğe sevk edilen askeri personel,

Haklarında iddia/fişlemeler sebebiyle sürekli disiplin cezalarına maruz bırakılıp bu disiplin cezaları nedeniyle meslekî ve kadro/derece ilerlemeleri engellenenler, emsallerine göre geri bırakılanlar...

Bin yıl sürecek denmişti: 28 Şubat'ın üzerinden 23 yıl geçti

___________

RAKAMLARLA 28 ŞUBAT

28 Şubat sürecinde ordudan eğitime, yargıdan bürokrasiye kadar binlerce kamu görevlisinin ihraç edildiği, on binlercesinin soruşturma ve fişlemeye maruz bırakıldığı sistematik cadı avı uygulandı. İşte o veriler:

28 Şubat sürecinde Yüksek Askeri Şura kararlarıyla 1.635 asker ordudan ihraç edildi.Yaklaşık 11 bin öğretmen istifa ettirildi. 3 bin 527 öğretmenin görevine son verildi. 33 bin 271 öğretmen soruşturma geçirdi.28 Şubat sürecinde kılık-kıyafet yasağı nedeniyle 139 yükseköğretim kurumu personeli kamu görevinden çıkarıldı.İstihbarat kurumları 949 öğretmen, 418 öğretim görevlisi ve 4 bin 625 Milli Eğitim Bakanlığı personelini 'irticacı' diye fişledi.İrtica gerekçesiyle 128 Diyanet personeli meslekten atıldı. 396 Diyanet personeline disiplin cezası uygulandı.İrtica gerekçesiyle 210 vali ve kaymakam hakkında rapor tanzim edildi.71 kaymakam görevinden el çektirildi.53 emniyet mensubu idari cezaya uğradı, 331 emniyet mensubu hakkında inceleme başlatıldı.400 hakim ve savcı Genelkurmay'daki 'irtica' brifinglerine katıldı.Türkiye ekonomisine 381 milyar dolar zarar verildi.28 Şubat sürecinde hortumlanan 25 özel bankanın devlete maliyeti 17,3 milyar doların üzerinde.1997-2000 yılları arasında sermaye kesimine 34 milyar dolar fazladan faiz ödenerek kamu kaynakları belirli çevrelere peşkeş çekildi.Dolar/TL paritesi 5,5 kat, faiz giderleri 9,4 kat arttı.1997'de yüzde 7,5 büyüyen Türkiye ekonomisi 2001'e gelindiğinde yüzde 6 küçüldü.28 Şubat süreci ve 2001 krizinin oluşturduğu iç borcu kapatmak için 251 milyar 563 milyon TL ödendi.
SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ
BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
gaziantep haberleri için doğru bilgiyi sunan haber sitesi kenthaber ile gaziantep haber alanında en doğru bilgiye ulaşın. gaziantep son dakika için bizi keşfedin. google